Kayıtlar

hadsiz.

  Alnındaki teri elinin tersiyle sildi. Zor bir anında seninle-sizinle tanışmaktan dolayı soğuk terleri artmıştı. Yaz ayının silik boğucu günüydü. Seninle-sizinle tanışmaktan mutluydu. Düşünsene-nize varlığa gelmek yetmezmiş gibi bir de üç beş şekiller sayesinde kendisi dışında olduğunu düşündüğü bir bilinçle anlaşabilmeyi düşünüyordu. Mucize başka ne olabilirdi ki? ''Beni bir başkası anlayacak.'' Ne kadar büyük bir iddia taşıyordu! Ne kadar da hadsiz bir düşünceydi. Derince nefes aldı. Sen-siz okudukça bu şekilleri o varlığa yeniden gelecekti. Bu varlık, okuyanın zihninde can bulmaktı. Yazı bunu mümkün kılıyordu. Kendi varlığından senin-sizin zihninde yaratılması için çabalıyordu. Çaba? Parmaklarını klavyede heyecanla hareket ettirmesi miydi? Pek tabi. Tam olarak bu çabaydı. Yine yeniden var olmak için çırpınıp duruyordu. Karada nefes almak için çırpınan balıklar gibi. Bir gün birisi karada nefes alabilecekti. Bir gün ben de bir zihinde var olabileceğim diye yazmaktan ...

Rüzgar-

Resim
 

GÜNLERDEN ON EKİM

Resim
 Günlerden On Ekim.  Tam otuz yıl önce, bugün çığlığım dünyada yankılanmaya başladı. Hâlâ uzaydaki abiler bu sesi dinlemekte. Varlığa gelince yokluk sabitlenmek ister. Baktı, olmayacak o iş; geldiğinin işaretini mıhlamaya çevirir isteğini. İspatlama çabasında geçecek bu ömrün mucizevi rakamına on yıl daha var. Kim bilir… Bir on yıl öncesinde nereye varacağımı düşünmeden ilerlemiş ben, on yıl sonrası için ne diyebilir ki? Ah, disiplinli ve planlı olmayı dileyen Ayşe... Disiplinsiz ve plansız gene iyi ilerledin. Neşeni söndüremediler. Duygularını sevmeyi öğrettiler, aksine. Platon, hakikat: Sevgiyi/iyiyle/aşkla tam varılandır der. Ayağım bu halden yere basan mecralara kaydı; şimdi tekrar gözümü sevgiye diktim. Hatırlıyorum o hakikat aşkını dilenişimi. Semada bir varlığın beni duyduğuna emin gözlerindeki yaşları, kalbinin harlanmasına vesile kılarak haykıran: “Kalplerde yakacağın aşkın maşası olmayı.” İnsan, gayesini bilip o yolda ölürse, tamlık hissi cennetidir derler… Demed...

Mit- son olan başlangıç.

  KARANLIKLARI VE AYDINLIĞI VAR EDENE…    (belanızı versin tanrınız)         Mirza nenesini rüyasında gördüğünde zihninde sadece kısık bir tını belirdi. Gözlerini aydın göğe açtığında henüz güneş tepede değildi. Doğrulup etrafına bakındı sırtındaki ağrı canını sıkmıştı. Yeşil denizin dalgalarını bir süre izleyip gördüğü rüyasını anımsamaya çalıştı. Anımsadığı şey anı idi. Nenesiyle yaptığı sohbetlerden bir kesit idi. Belki beş belki dört yaşlarındaki anısı… karnının guruldaması hareketlenmesini tetikleyen şey oldu. Hemen solundaki ormana gidip yiyebileceği bir şeylerin olmasını umdu. Bu bölgeye gece varmıştı. Zararlı hayvanların olmadığı diyarı bırakarak açıldığı yeni diyarlarda bu kadar rahat olmaması gerektiğini gayet iyi biliyordu. Denize yakın olmayı tercih etti ormandan ziyade. Su… onun en güvendiği sığınağıydı. Dağların çocuğu olsa da tepe noktasından özlemle izlediği yegâne şeydi. Parmaklarının arasına giren iri kum tanelerinin kaşıntısıy...

BAŞKA

:)  Bir şeyler yaşamanın şaşkınlığındayım. Geriye dönüp bakmayı sevenlerdenim. Pek tabii, inandığım kitabın bana öğretisi de bu. Ama... Yaşamanın şaşkınlığındayım. “Asla” dememelerime rağmen cesaretime şapka çıkarıyorum. Akışta olmanın farkındayım. Nereden nereye geldiğimizi görmekteyim. Görüyorum: Sevmeyi, sevilmeyi, özlenmeyi, özlemeyi... Duygular görünürmüş ya hani, bunu da öğrendim. Nice öğreneceklerimin olması, ekşi bir heyecan işliyor ruhuma. Kalbimin buruşuk hâline nazaran şen şakrak oluşunun açıklaması ne ola ki başka? İstediklerimi yapmamamın pişmanlığında değilim. Kıymetimin farkındayım, kibir sanmayın sakın. Hürmetliyim kendime, oysa ki. “Hürmetsiz miydin?” diye sormayın. Kişi, kendisinde olur mu? Kendisini anlama çabası değil mi bu akış... Tanrı bahane. Bencilliğimizin örtüsü o. Aslında yüce olmak, belki de bu pembe sorularla kibrimizin utanılmadan giyilmesinin tek yolu. Bir şeyler yapacağımın farkındayım. Yanımda olmak isteyenleri görmek, şimdi en büyük hedefim. Onları...

2019

Resim
                                     Cemre Su’ya Düştü   Özlüyorum. Hey gidi günleri… Bizi bizden daha iyi tanıyan kardeşlerimizi… Geleceğimizi bizden daha iyi biliyorlar. Yanlarında durup onlara arka çıkacağımızı… Uyuyan bizleri göremedikleri için midir bilmem ama bize çok inanıyorlar. Bize! Bize diyorum, hitabım Müslüman genç sinelere. Kardeşlerimiz, kardeşlerine hasret. Kardeşliklerine… Basit bir mahalle kavgası değil bahsettiğim. Ümmet-i Muhammedîn çığlığıdır kalemi elime aldıran. Haykırırcasına ‘’bekleniyoruz’’ deme isteğine sebep olan, bu uyuyuşu kâğıtlara şikâyet ettiren…   Artık çocukların gülüşlerini değil, kıyılara vuruşlarını izler olduk, insanlığını kapı ardına bırakan liderler ve o liderleri seçen bizler olduk. Hangi vicdanla nefes alır hangi yüzle tebessümler sunar olduk....

Rüzgar

Resim