CESARET
“Evinize!” Selin… Selini görmeden gidemem. Düşünceleriyle hızla gözlerini açtı güne. Burnuna çalan kokuları fark ettiğinde ayaklandı. Sevgili canavarı yine hünerini haykırıyordu. “Günaydınlar efendim!” gülüşü ile çirkin dişlerini açtı. Onu bu kadar mutlu görmek Ebrar’ı deli ediyordu ama dediği olduğu için mutlu olmamasını gerektirecek ne vardı ki... Ayaklarını sürte sürte küçük mutfağına girdi. İkisiyle doluvermişti mutfak. Küçük tezgâh, küçük masa ve buzdolabı. Her şey o an küçük gelmişti gözüne Ebrar’ın. Seviyordu mutfağını. Sandalyeyi çekip oturdu ve boğazını temizledi. “Beni arayan oldu mu?” Canavarı acil olmayan aramaları hep sessize alıyordu. “Hayır efendim, bir tek Harun komiser mesaj attı.” “Ne mesajı?” “İyi olacağına inanıyorum. Evine de uğramayı unutma. Zeytinyağlı rüşvetini de sunuyorum bak, hadi iyisin.” Canavar mesajı okurken olağanca Harun komiserin sesine ve tonlamasına benzetmişti. Ebrar’ın yüzüne -geçmiş sofraları anımsayarak- hüzün düşmüş, küçük bir iç...